• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • http://www.facebook.com/yerliburada?ref=ts&fref=ts
  • https://twitter.com/Yerliburadanet

Yerli Üreticiler
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam49
Toplam Ziyaret218806
Site Haritası

Ekonomide "İstiklal Marşı"

EKONOMİDE “İSTİKLAL MARŞI”

Mart ayı Çanakkale Zaferimiz, İstiklal Marşımızın kabulü gibi pek çok önemli tarihsel yaşantımızın yıldönümünü barındırmaktadır. Tarihin bilinmesi ve anılması her zaman önemli ve gereklidir. Ancak anma konusunda sıradan ve kalıplaşmış törenler ve kutlama iletileri (mesajları) yerine daha etkileşimli ve güncel yöntemler kullanmak ve tarihi olayı gündemle ilişkilendirmek tarihin canlı tutulmasında ve anlaşılmasında etkili olabilecek bir yöntemdir. Bu yazımda İstiklal Marşımızı ilgi alanlarımdan biri olan yerli üretim ve tüketim konusuyla ilişkilendirerek farklı bir bakış sunmaya çalışacağım.

Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılan, 10 dörtlük, 41 dizeden oluşan değerli marşımız 12 Mart 1921 günü Türkiye Büyük Millet Meclisimiz tarafından ulusal marşımız olarak kabul edilmiştir. Usta şairimizin Kurtuluş Savaşımızdan esinlenerek vatansever duygu ve düşüncelerle oluşturduğu eser pek çok kez edebiyatçılar, müzik uzmanları tarafından değerlendirilmiş ve pek çok makale, köşe yazısı, televizyon ve radyo programının konusu olmuştur. Bu yazımda İstiklal Marşımızın bazı bölümlerini yerli üretim ve tüketimin önemini ve anlamını güçlendirmek için acemice yorumlayacağım. Şüphesiz hatalarım ve eksiklerim olabilir. bu noktaları bana iletirseniz sevinirim.

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Yurdumuzdaki üretim noktaları (fabrika, atölye) kapanırsa bağımlı bir ülke olur ve önce ekonomik, sonra ise kültürel anlamda yok oluruz. Bu duruma düşmemek için yerrli üreticilerin ürünlerini satın alarak yurdumuzdaki üreten ocakları desteklemeli, sayılarının artmasını sağlamalıyız. Böylelikle al sancağımız hep parlayacaktır.

Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal,
Hakkıdır, Hak’ka tapan, milletimin istiklal!

Kahraman bir ulusun ay yıldızlı bayrağını kızdırmamak, onun değer biçilemez varlığına sahip çıkabilmek için her alanda özgürlüğü ve birlikteliği sağlaması gerekir. Bu alanlardan biri olan alışverişte de yerli ürün üretmeli ve yerli üreticilerin ürünlerini satın alarak bu toprakların bağımsızlığı için dökülen kanı unutmamalı, savaşla ele geçirilemeyen vatanı, günlük eğlence ve zevkimiz için yabancı ürün alarak ihanet etmemeliyiz.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım;
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Türk ulusu varlığı boyunca özgürlüğünü korumaya özen göstermiş, bunun için gereken neyse yapmıştır. Günümüzde egemenliklerin sessizce ekonomi üzerinden sarsıldığı düşünüldüğünde, yapılan reklamların ve pazarlama yöntemlerinin yabancı ürün kullanmanın sanki özgürlük, dünyayla bütünleşmenin bir gereği olarak gösterilmekte, böylece ulusların kendi ürünlerine gerekli destek ve değeri vermeyerek hem öz saygı ve öz güvenlerini zayıflatmakta hem de ekonomik güçlerine görünmez bir zincir vurulmaktadır. Buna karşın girişimci, yaratıcı vatandaşlarımız büyük bir cesaret ve özgüvenle üretimde atılımlar yaparak hem kendilerini hem ülkelerine değer katmakta uluslararası alanda pay sahibi olmaktadır. Dağları yırtan, enginlere sığmayan bir ulus olarak bu tür girişimleri maddi ve manevi olarak desteklemek boynumuzun borcudur.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar.
“Medeniyet!”  dediğin tek dişi kalmış canavar?

Kurtuluş Savaşımızda Batı’nın silahlı güçlerin sayı ve nitelik bakımından bizden üstün olmasına karşın önemli bir insanı güç olan (kendine ve yaratana olan) inanç ve emekle kurtuluşa erişilmiştir. Günümüzde de özellikle teknoloji üretimi konusunda henüz yeterince gelişmemiş olsak da kendimize olan güvenimizi koruyarak yerli üreticilerimizin ürünlerini alarak kendimize ve onlara olan başarabilme inancımızı göstermiş oluruz.

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak’kın;
Kimbilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Her dönemde her millet alçaklık eden kişi ve yapılar olacaktır. Özellikle de gelecek için başarı ümidi veren milletler bu tür olumsuzluklar için daha fazla tehlike altındadır. Bu tür olasılıklara karşı uyanık olup, alçaklık yapan biri çıktığında birbirimize daha çok sahip çıkıp onu dışlayarak daha güzel yarınları çabalayarak bekleyebiliriz. Buna somut bir örnek: daha ucuz olduğu için ülkemize dış alım (ithalat) aracılığıyla getirilen ürünleri almayıp yerli üreticiye sahip çıkarak dışarıdan gelen akıma dur diyebilmektir.

Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı!
Düşün, altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Her zaman, her koşul ve konuda asla unutmamamız gereken bu vatan ve bizim için canlarını veren atalarımızdır. Pek çok zorluğa rağmen yılmadan, kaçmadan kendilerinden vazgeçen ataların torunlarını zihnimizden çıkarmayarak onların ruhlarını ve değerlerini incitmemek bir borçtur. Bu borcun alışverişteki karşılığı ise Türkiye’de üretilmiş olsa bile yabancı üreticilerin ürünlerini almamak. Daha ucuza daha fazla “zevk” için öz sermayemizden vazgeçmemektedir.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Şüphesiz vatanını seven kişiler olarak hepimize gerekse bu topraklar için ölümü göze alırız. Ancak ölüm son nokta, son noktaya gelmeden önce yapabileceğimiz çok önemli şeyler var. Örneğin: pazarlama yöntemleri ve reklamlarla daha ucuza daha rahat bir yaşam sunulsa da bu tuzağa düşmeyip kendi üreticimizden vazgeçmemek. Bunun gibi pek çok davranış ve tutumla vatanımızdan olmadan, belki kısa dönemde daha az rahat ama uzun dönemde özgürlük ve huzur dolu bir yaşam sürebiliriz.

Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

Bireyler gibi dinler de varlığını sürdürmek ve yok olmamak ister ve bunun için çabalanır. İslam’ın yoğun olduğu topraklarımızın korunması aslında sadece Müslümanları değil, tüm insanlığı ilgilendirir. Çünkü dinler insana huzurlu bir ortamda, birliktelik içinde yaşamak için rehberlik eden oluşumlardır. Bu nedenle İslam’ın ve diğer tüm dinlerin bir arada var olabilmesi için birbirine saldırmadan yaşaması gerekir. Bu noktada yerli ürün kullanarak farklı görüş ve inançların huzur içinde yaşadığı ülkemize sahip çıkmak herkesin görevidir.

O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım;
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Bir amaç uğrunda can veren şehitlerin ruhlarının huzur bulabilmesi için bu amacın korunduğunu görmeleri gerekmektedir. Bu yüzden ülkemiz için şehit olan kişilere bir borç olarak ülkenin her alanda bağımsızlığını sağlamak ve sürdürmek bizlere düşmektedir.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal;
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal!
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hak’ka tapan milletimin istiklal!

Şairimiz Ersoy’un İstiklal Marşı’nı coşku ve gurur tamamladığı gibi her alanda tam bağımsız bir Türkiye olmayı sağlamamız ve sürdürmemiz dileğiyle İstiklal Marşımızın kabulünün ve Çanakkale Zaferimizin yıl dönümü kutlu olsun.

 

Hüseyin Nergiz

Yerliburada.net yöneticisi

Facebook
Twitter



Şirket Kayıt Formu
 şirket kayıt formu